20. Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu
Venedik Mimarlık Bienali tarihi yaklaştıkça etkinliğin detayları daha da netleşmeye başlıyor.
8 Mayıs-21 Kasım 2027 tarihleri arasında 20.si düzenlenecek olan etkinliğe katılacak Türkiye Pavyonu seçmeleri geçtiğimiz ay sonuçlandı. Organizasyonundan İKSV’nin sorumlu olduğu ve Venedik’te Türkiye’yi temsil etmek için düzenlenen açık çağrı sonucunda ba-be commons ekibinin önerisi 43 katılımcı arasında birinciliğe layık görüldü.

Devşirme Gelecekler (Spolia Futures) adıyla birinciliğe ulaşan projenin kuratoryal ekibi, Başak Eren, Asya Ece Uzmay, Beril Sarısakal Erkent ve Ece Yetim’in oluşturduğu bir araştırma kolektifi olan ba-be commons’ın kurucuları. Ekip, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde başlayan birlikteliklerini ba-be commons ile taçlandırırken, akademik kariyerlerine de ayrıca devam ediyorlar. Uluslararası zeminde farklı akademik kariyerler yürüten kuratoryel ekipten Başak Eren pennsylvania Üniversitesi Weitzman Tasarım Okulu’nda, Asya Ece Uzmay Cornell Üniversitesi Mimarlık, Sanat ve Planlama Fakültesi’nde, Beril Sarısakal Erkent Columbia Üniversitesi Mimarlık, Planlama ve Koruma Enstitüsü’nde doktora çalışmalarını sürdürürken, Ece Yetim de Wentworth Teknoloji Enstitüsü ile Rhode Island Tasarım Okulu’nda öğretim üyeliği yapıyor.
İki ay önceki “20. Venedik Bienali'nin Teması Açıklandı” başlıklı yazımda daha detaylı bir şekilde ele aldığım bienalin teması, Mimarlık Yapmak: Gerçek Bir Gerçeklikle Yüzleşerek Birlikte Var Olmanın Olasılığı (Do Architecture-For the Possibility of Coexistence Facing a Real Reality). Bu bağlamda katılımcı pavyonların pratik mimarlık üzerine yoğunlaşması bekleniyor. Bu sebepten dolayı da ba-be commons ekibi devşirme kavramının mimarideki anlamı üzerinden bir anlatı kuruyor.
Ekip, devşirmeyi inşa metodu anlamıyla ele alıyor. Bu kavram üzerinden sürdürülebilir ve döngüsel bir inşa pratiğine değiniyor. Tamir etme, yeniden kullanma gibi pratik yöntemleri gündeme getiriyor. Aslında bu anlamıyla iklim krizini ve mimarinin krize etkisini de anlatıya yerleştiriyor. Söylemin ana merkezinde iklim krizi diye bağırmıyor ancak odaklanmak istediği mimarlık tekniği ile bu yöne doğru meylediyor.
Ancak ekip, pratik mimarlığa yaptığı asıl yoğunluğa ek olarak, sosyal olana dokunmadan da edemiyor. Kelimenin özellikle Türkçe’deki anlamındaki ikiliği kullanarak konuya daha sosyal bir anlam yükleyerek paralel bir anlatı da oluşturmaya çalışıyor. Kelimenin tarihsel yükü ve emperyal geçmişini de inkar etmeyen proje, bu sayede toplumsal olan ile bir bağ kuruyor ve devşirme terimi ile yüzleşerek, kelimenin yerleşik anlamını tersine çevirmeyi deniyor.
Öne sürülen bu çifte anlatımın, sergi içerisinde nasıl ele alınacağını önümüzdeki sene Venedik’te göreceğiz. Temada yer alan pratik mimarlık odağına değinen sürdürülebilir mimarlık yöntemlerinin hangi altlık ile sunulup, bu sunumu güçlendirmek için nasıl bir yöntem seçileceği tam net olmasa da bu konuların da süreç içerisinde netleşeceği kanaatindeyim. Aynı şekilde temada yer alan net yönlendirmeye rağmen yapılması planlanan sosyal çıkarımların anlatımda nasıl bir zemine yerleşeceği önemli olacak. Bienalin genel mantığına bakılacak olursa ve bunun herşeye rağmen üst düzey bir sergileme pratiği ve entelektüel bir oluşum olduğu göz önüne alındığında, bu geçişi yapmaya çalışacak olan tek pavyonun biz olmayacağımızı da tahmin etmek çok zor olmayacaktır. Ancak yine de tüm bu olasılıkları incelemek ve diğer ülke pavyonlarının konuyu nasıl ele aldıklarını görmek adına önümüzdeki sene Venedik’te buluşmamız gerekecek.
*Görseller Archdaily sitesinden alınmıştır.