İzler Kaldığı Yerden Devam Ediyor
Haftalık Sanat Haberleri (21 Eylül – 28 Eylül)
Galerist 25 Yıllık Hikâyesini “Gönül İşi”yle Kutluyor
Türkiye çağdaş sanat sahnesinin uzun soluklu galerilerinden Galerist, 25. yılını geçmişten bugüne uzanan sanatçı ilişkilerine odaklanan “Gönül İşi” sergisiyle kutluyor. 16 Eylül-7 Kasım tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergi, galerinin kimliğinin oluşumunda rol oynayan yaklaşık 50 sanatçının eserlerini bir araya getirirken, yıllara yayılan iş birliklerinin ve sanatsal yakınlıkların izini sürüyor.
2001 yılında kurulan Galerist, çeyrek asırlık faaliyetinde farklı kuşaklardan sanatçılarla sürekliliğe dayalı ilişkiler geliştirdi. Yaklaşık 200 sergi boyunca hem genç üretimlere alan açan hem de yerleşik sanatçıların pratiklerinin gelişimini takip eden galeri, sanatçıların miraslarını gözeten bir program oluşturdu. Farklı kuşakları, disiplinleri ve üretim biçimlerini bir araya getiren bu sanatçı odaklı yaklaşım, Galerist’in 25 yıllık hikâyesinin temelini oluşturuyor.
“Gönül İşi”, bu geçmişe bir arşiv sergisi olarak bakmak yerine galerinin hikâyesini doğrudan onu oluşturan sanatçıların üretimleri üzerinden yeniden kuruyor. Galerinin tarihine damga vuran yapıtların, sergi için özel olarak üretilen yeni çalışmalarla yan yana gelmesi, geçmiş ile bugün arasında canlı bir bağ kuruyor.
Sergideki eserler aynı zamanda sanatçıların kendi üretim pratikleri içinde birer tür “otoportre” olarak okunuyor. Ancak burada otoportre, sanatçının kendisini doğrudan temsil ettiği bir görüntünün ötesine geçiyor; tekrarlanan biçimler, malzeme tercihleri, jestler, semboller ve üretim biçimleri aracılığıyla sanatçının düşünsel dünyasını görünür kılıyor. Bu bireysel portreler bir araya geldiğinde ise Galerist’in kolektif portresi ortaya çıkıyor.
Serginin “Gönül İşi” başlığı da bu ilişkinin görünmeyen taraflarına işaret ediyor. Sanatsal üretimin yanı sıra yıllar içinde kurulan iş birliklerini mümkün kılan emek, özen, sabır ve bağlılık, serginin temel kavramları arasında yer alıyor. Sanatçılarla birlikte sanat profesyonelleri, koleksiyonerler ve izleyicilerden oluşan geniş bir çevrenin katkısıyla şekillenen 25 yıllık hikâye, tamamlanmış bir geçmiş olarak değil, devam eden bir ilişki ağı olarak ele alınıyor.
Sergide :mentalKLINIK, Hüseyin Bahri Alptekin, Haluk Akakçe, Yeşim Akdeniz, Rasim Aksan, Francesco Albano, Semiha Berksoy, Hera Büyüktaşcıyan, Taner Ceylan, Hussein Chalayan, Michael Craig-Martin, Ergin Çavuşoğlu, İpek Duben, Ayşe Erkmen, Leyla Gediz, Kendell Geers, Anton Henning, Mustafa Hulusi, İdil İlkin, Merve İşeri, Şahin Kaygun, Nuri Kuzucan, Arik Levy, Merve Morkoç, Youssef Nabil, Julian Opie, Lara Ögel, Serkan Özkaya, Güçlü Öztekin, Seza Paker, Thomas Ruff, Sarkis, Yusuf Sevinçli, Erinç Seymen, Arslan Sükan, Murat Şahinler, Ali Emir Tapan, Evren Tekinoktay, Ayça Telgeren, Defne Tesal, Margaret R. Thompson, Gavin Turk, TUNCA, Elif Uras, Viron Erol Vert, Erwin Wurm, Nil Yalter, Burcu Yağcıoğlu ve Nazım Ünal Yılmaz’ın eserleri yer alıyor.
“Gönül İşi”, Galerist’in 25 yıllık yolculuğuna dönüp bakarken bir dönemi kapatmaktan çok, bu yolculuğu mümkün kılan ilişkilerin gelecekte yaratacağı yeni karşılaşmalara alan açıyor. Sergi, 25 yıllık bir galeri tarihini tek bir anlatıya sığdırmak yerine, onu oluşturan sanatçıların farklı seslerinden kolektif bir hikâye kuruyor.
*Kapak Görsel, galerist resmi web sitesinden alınmıştır.
Emre Celali “Hatıra Ormanları”nda İnsan ve Doğa Arasındaki İzleri Sürüyor
Labirent Sanat, Emre Celali’nin insanın zaman, mekân ve doğayla kurduğu ilişkiyi medeniyetin dönüşümü üzerinden ele alan “Hatıra Ormanları” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 17 Ekim 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi, insanın yeryüzünde bıraktığı izlerden hareketle geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki bağlantıları araştırıyor.
Celali’nin sergisinin çıkış noktalarından biri, insanın kendisinden geriye bir iz bırakma arzusunun en eski örneklerinden biri olan mağara resimleri. Bir mağara duvarına bırakılan el izi, yalnızca bir varoluş kaydı değil; insanın kendi zamanının ötesine ulaşma isteğinin de erken bir göstergesi olarak ele alınıyor. Geçmişi hatırlayabilme ve henüz yaşanmamış olanı zihinde kurabilme yetisi, sanatçının yaklaşımında yaratma eylemini zamanla kurulan güçlü bir ilişkiye dönüştürüyor.
“Hatıra Ormanları”, bu düşünceden hareketle insanın çevresini değiştirme biçimlerine ve bu müdahalelerin yeryüzünde bıraktığı katmanlara bakıyor. Sergide manzara, yalnızca doğanın kendi başına var olan görüntüsü olarak değil; insan, teknoloji ve doğal süreçlerin sürekli birbirini dönüştürdüğü melez bir alan olarak ortaya çıkıyor. Her müdahale toprağın yüzeyini değiştirirken geçmişin izlerini tamamen ortadan kaldırmıyor; aksine onları yeni oluşumların içine dahil ediyor.
Celali’nin soyutlanmış peyzajları da bu birikimli dönüşümü görünür kılıyor. Doğal formlar ile insan eliyle şekillenen yapıların yan yana gelişi, medeniyetin ilerleyişiyle birlikte doğayla kurulan ilişkinin nasıl değiştiğini düşündürüyor. İnsanın yaşadığı çevreyi dönüştürme gücü burada yalnızca bir tahakküm meselesi olarak değil, doğayı anlamaya ve onunla yeni bir denge kurmaya yönelik sürekli bir arayış olarak ele alınıyor.
Serginin manzaraları geçmiş ile gelecek arasında çift yönlü bir yüzey oluşturuyor. Yaşanmış olanın izlerini taşıyan bu alanlar aynı zamanda henüz gerçekleşmemiş ihtimallere açılıyor. Böylece peyzaj, estetik bir görüntünün ötesine geçerek hafızanın, zamanın ve insanın anlam arayışının taşıyıcısına dönüşüyor.
“Hatıra Ormanları”, insanlığın yeryüzüne bıraktığı izleri yeniden düşünürken geçmişin ve geleceğin topografyasını aynı yüzeyde buluşturuyor. Emre Celali’nin zaman, doğa ve medeniyet arasındaki ilişkiyi katmanlı peyzajlar üzerinden araştırdığı sergi, 17 Ekim’e kadar Labirent Sanat’ta görülebilir.

*Görsel, mackasanatgalerisi resmi web sitesinden alınmıştır.
Zemin”de Resmin Oluşum Süreci
Erman Özbaşaran’ın “Zemin” başlıklı kişisel sergisi, 10 Ekim’e kadar Galeri Bosfor’da izleyiciyle buluşuyor. Sergi, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın izlerini; mimari ayrıntılar, manzara imgeleri, renk ve yalın geometrik müdahaleler aracılığıyla resmin yüzeyinde yeniden ele alıyor.
Özbaşaran’ın çalışmalarında “zemin”, yalnızca boyanın üzerine uygulandığı fiziksel bir katman olarak değil, resmin düşünsel başlangıç noktası olarak da karşımıza çıkıyor. Görüntünün henüz oluşmadığı bu ilk yüzey, sanatçının pratiğinde giderek değişen, iz biriktiren ve geçmiş müdahaleleri bünyesinde saklayan canlı bir alana dönüşüyor.
Tuvalin yoğun bir astarla kendi dokusunu neredeyse kaybetmesiyle başlayan süreç, sonraki müdahalelerle birlikte yeni bir görüntüye doğru ilerliyor. Ancak bu müdahaleler, yüzeyi tamamen örten eklemeler olarak değil, zeminin geçirdiği zamanı açığa çıkaran izler olarak işliyor. Fırça hareketleri, bant kalıntıları ve boya taşmaları, üzerleri kapatılsa bile önceki katmanların içinde varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Sergideki yeni resimler, belirli bir manzaraya bakmanın sonucundan çok, bu bakışın tuval üzerinde nasıl biriktiğine odaklanıyor. Mimari detaylar ve coğrafi izler, doğrudan temsil edilmek yerine renklerin, boşlukların ve geometrik düzenlemelerin arasında sezdiriliyor. Böylece görüntü, tamamlanmış bir sonuç olmaktan çıkarak sürekli yeniden kurulan bir yüzey hâlini alıyor.
Özbaşaran’ın resimlerinde zemin, görünür olanın altında kalan pasif bir tabaka değil; görüntünün oluşmasını mümkün kılan tüm sürecin taşıyıcısı olarak beliriyor. Sanatçı, yüzeyin üzerine eklenen her yeni işaretle birlikte resmin geçmişini de koruyor. Bu yaklaşım, coğrafyanın ve insan müdahalesinin bıraktığı izleri, resmin kendi oluşum süreciyle aynı düzlemde buluşturuyor.
“Zemin”, resmin neyi gösterdiğinden önce nasıl oluştuğuna odaklanarak, bakışın ve üretimin yüzeyde bıraktığı izleri görünür kılıyor. Sergi, 10 Ekim’e kadar Galeri Bosfor’da ziyaret edilebilir.

*Görsel, galeri bosfor resmi web sayfasından alınmıştır.