Söyleşi Onur Erler
Onur Erler ile yaratım süreci, sanatsal dili ve eserlerinin hikâyesi üzerine konuştuk.
- Sanat yolculuğunuz nasıl başladı? Bugün nasıl bir yere evriliyor?
Aslında benim sanatla ilişkim çok erken yaşlarda çizimle başladı. Sonrasında güzel sanatlar eğitimi aldım ama profesyonel hayatım uzun süre reklam ve tasarım dünyasında devam etti. Yıllarca art director ve creative director olarak çalıştım. Dolayısıyla görsel düşünme, bir fikri görüntüye dönüştürme, kompozisyon kurma gibi meseleler zaten hep hayatımın içindeydi.
Bir noktadan sonra başkalarının hikayelerini ve markaların dünyalarını anlatmanın yanında, kendi dünyamı da daha fazla anlatmak istediğimi fark ettim. İllüstrasyon ve ardından kişisel sanat üretimim giderek daha fazla alan kaplamaya başladı. Bugün geldiğim noktada da aslında kendimi hala devam eden bir dönüşümün içinde görüyorum. Teknik olarak daha özgürleştiğim, kendi sembol dilimi daha fazla geliştirdiğim ve işlerimi tek tek görüntülerden çok, birbirleriyle konuşan bir bütün olarak düşündüğüm bir dönemdeyim.

- Güzel Sanatlardan mezun olup reklam ajanslarında art director olarak yıllarca büyük markalarla çalıştınız. O dünyadan illüstrasyona -geçiş- nasıl oldu?
Ben bunu çok keskin bir geçiş gibi görmüyorum aslında. Reklamcılık ile bugün yaptığım işler arasında düşünüldüğünden çok daha fazla bağ var. Reklam dünyası bana fikri mümkün olduğunca açık bir görsel dile dönüştürmeyi, görüntünün içindeki her detayın bir nedeni olması gerektiğini ve izleyicinin dikkatini nasıl yönlendirebileceğimi öğretti.
Ama reklamda doğal olarak çözmeye çalıştığınız mesele size ait olmuyor. Bir brief var, bir marka var, anlatılması gereken bir mesaj var. Kendi işlerimde ise soruyu da ben soruyorum, cevabı da ben arıyorum. En büyük fark bu oldu.
İllüstrasyon benim için bir süre sonra sadece mesleki bir alan değil, daha kişisel bir düşünme biçimine dönüştü. Zamanla da yaptığım işler anlatı, sembol ve figür üzerinden kendi dünyasını kurmaya başladı.
- İşlerinizde sıkça karşılaşılan kanatlar, kadın figürler ve tekrar eden imgeler sizin dünyanızda tam olarak neyin karşılığı? Eserlerinizde izleyicinin hemen fark edemeyeceği, ancak felsefi altyapıyı kuran gizli bir katman veya semboller var mı?
Kesinlikle var. Aynı imgenin farklı bir işte başka bir duyguya ya da düşünceye yaklaşabilmesi de benim için ilginç.
Kanatlar bunun en belirgin örneklerinden biri. İlk bakışta özgürlük, yükselme veya kaçış gibi çok bilinen çağrışımları var. Ama benim işlerimde bazen güç, bazen yük, bazen de kaybedilmiş bir imkan anlamına gelebiliyor. Özellikle kadın ve erkek figürlerinde kanatların kullanımı arasında bilinçli farklar var. Kadın figürlerinde kanat çoğu zaman hala mevcut bir potansiyelken, bazı erkek figürlerimde kesilmiş veya kaybedilmiş kanatlarla karşılaşılabiliyor.
Bir diğer tekrar eden imge de bazı işlerimde gördüğümüz küresel, yüzen form. Benim için o biraz en ilkel yaşama dürtüsüne, insanın içinde onu ileriye taşıyan ama tam olarak tarif edemediği şeye karşılık geliyor.
Ama bunların izleyici tarafından mutlaka aynı şekilde okunmasını beklemiyorum. Ben kendi anlam sistemimi kuruyorum; izleyicinin kendi deneyimiyle o kurguyu başka bir yere taşıması da işin bir parçası.
- Eserlerinizdeki hikayelerin şekillendiği bir anlatı mekanı var mı?
Belirli, gerçek bir coğrafyadan çok zihinsel bir mekan olduğunu söyleyebilirim. İşlerimdeki figürleri aynı evrene ait karakterler gibi düşünmeye başladım. Birbirlerini tanıyorlar mı, aynı zamanda mı yaşıyorlar, aynı hikayenin farklı anlarında mı bulunuyorlar; bunların hepsini açıkça tanımlamıyorum. Ama benim zihnimde aralarında bir akrabalık var.
Mekanları da bu yüzden çoğu zaman oldukça sade tutuyorum. Çok tarif edilmiş bir çevre yerine figürü ve onun durumunu öne çıkarmak istiyorum. Böyle olunca görüntü belirli bir zamana ya da yere ait olmaktan biraz uzaklaşıyor ve daha düşsel bir alana geçiyor. Ya da bazen, örneğin çok kadim bir döneme ait gibi görünen bir figürün arkasında yükselen gökdelenlerin zaman algısını kırması da yine aynı düşselliğe hizmet ediyor.

- Atölyenizde üretim süreci nasıl oluyor? Bize biraz yaratım sürecinizden bahseder misiniz?
Ben genellikle doğrudan çizerek başlamıyorum. Önce uzun süre zihnimde dolaşan bir fikir, görüntü ya da duygu oluyor. Bazen çok küçük bir şeyden çıkıyor: bir beden pozisyonu, bir cümle, bir sembol, bir şarkı, hatta sadece belirli iki rengin yan yana gelmesi bile başlangıç noktası olabiliyor.
Sonra eskiz süreci geliyor. Bu aşamada kompozisyonla çok uğraşıyorum. Figürün duruşu, eller, bakış, nesneler, negatif alan… Bunların hepsinin görüntünün anlamını değiştirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla ilk eskizle son iş arasında oldukça fazla değişiklik olabiliyor.
Dijital çalışıyorum ama dijital ortamın fazla kusursuz görünmesinden özellikle kaçınmaya çalışıyorum. Fırça izlerinin, katmanların ve bazı küçük düzensizliklerin görünür kalmasını seviyorum. Resmin fazla steril veya fotoğrafik hale gelmesini istemiyorum. Benim için dijital araç yalnızca bir üretim aracı; görüntünün karakteri yine çizimden ve resim dilinden gelmeli.
- Eserlerinizde düşsel bir atmosfer hakim. İzleyicinin eserlerinize baktığında, ondan alıp gitmesini istediğiniz belirli bir duygu var mı, yoksa herkesin kendi hikâyesini bulmasını mı tercih edersiniz?
Ben izleyiciyi belirli bir duyguya zorlamak istemem. Hatta bir işin yalnızca tek bir doğru okumasının olması bana biraz sınırlayıcı geliyor.
Ama bütün işlerimin altında ortak bir duygu varsa bunun biraz ikiliklerle / dikotomilerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Güç ve kırılganlık, özgürlük ve sınır, kontrol ve teslimiyet, görünür olanla içeride yaşanan arasındaki mesafe… Bunlar beni çok ilgilendiriyor.
İzleyicinin resme baktığında önce bir atmosferin içine girmesini, daha sonra bazı detayları fark ederek kendi sorularını ve cevaplarını üretmesini isterim. Benim hikayemi birebir bulması gerekmiyor. Hatta benim düşündüğümden tamamen farklı bir hikaye kurması çoğu zaman daha ilginç ve hatta benim için olmazsa olmaz. Eser, izleyicisiyle buluştuğunda en olgun haline ulaşıyor.
- "İç Kimse"den sonra zihninizde şekillenmeye başlayan yeni bir tema var mı? İlerleyen yıllarda Onur Erler'in işlerine bakan biri, o işlerde nasıl bir değişim görsün istersiniz?
“İç Kimse” benim için önemli bir eşikti çünkü uzun süredir üzerinde çalıştığım bazı düşünceleri ilk kez daha bütünlüklü bir yapı içinde görmemi sağladı. Ondan sonra da aslında bu dünyanın kapanmadığını, tersine genişleyebileceğini fark ettim.
Şu anda özellikle figürlerin kendi aralarındaki ilişkiler, güç kavramı, bedenin taşıdığı sembolik anlamlar ve bazı imgelerin tekrar ederek zaman içinde nasıl başka anlamlar kazanabileceği konusu ilgimi çekiyor. Yeni işlerimde figürler daha anıtsal hale geliyor, beden dili daha fazla önem kazanıyor. Aynı zamanda semboller de dekoratif öğeler olmaktan çıkıp anlatının daha merkezine yerleşiyor.
İlerleyen yıllarda işlerime bakıldığında biçimsel olarak değişim görülmesinin ötesinde, dünyanın giderek derinleştiğinin görülmesini isterim. Bugünkü bir eser birkaç yıl sonra yapılacak başka bir eserle yan yana geldiğinde aynı evrene ait oldukları hissedilecektir; ama aynı zamanda sanatçının bir evrimin parçası olduğu da görülecektir diye düşünüyorum.